Rönesansın doğduğu şehir, Sanatçıların Kabe’si, *Stendhal Sendromu’nun doğduğu yer, nasıl tanımlarsanız tanımlayın bir Açık hava Müzesi’dir Floransa.
Apenin dağlarının bittiği noktada, Arno Nehri’nin hayat verdiği, Toskana Bölgesinin kuzeyinde bir sanat, bilim ve ticaret merkezidir Floransa. Uzun yıllardır pazarladığı Şarap, Tekstil, Deri ve Deri ürünleri ve sanatın yanına günümüzde Turizm’i de eklemiş, yılda 10 milyonun üzerine turist tarafından ziyaret edilmiştir. Nasıl edilmesin ki, Michelangelo’dan Giotto’ya, Bruneleschi’den Ghiberti’ye, Leonardo Da Vinci’den Dante’ye kadar tarih kitaplarından tanıdığımız isimler, yarattıkları sanat ve sanat eserleriyle karşılıyor sizi burada. Michelangelo’nun David Heykeli, Bruneleschi ustanın yaptığı Duomo’nun Kubbesi, Ghiberti’nin Cennetin kapıları, Vasari Koridoru ve daha niceleri.

Öyle bir yer ki Floransa, her zevkten her kültürden, her eğitim seviyesinde insanın kendinden bir şey bulabileceği, hiç sıkılmadan ve zevk alarak tüm günü geçirebileceği bir turizm kenti.
Sanat düşkünleri için adeta bir cennet. Gezmeye nereden başlayacağınızı şaşırıyorsunuz. Medici ailesinin “ofis” olarak yaptırdığı ve bugün dünyanın en önemli sanat müzelerinden biri olarak kullanılan Uffizi Galerisi, sanat sevenlerin en çok tercih ettiği yerlerin başında geliyor. Botticelli’nin “Venüsün Doğuşu”, Caravaggio’nun “Medusa” ve “Bachus”, Raffaello’nun “Madonna del Cerdellino, Michelangelo’nun “Tondo Doni” göreceğiniz eserlerden sadece birkaçı.
Uffizi Müzesi gibi hemen önünde bulunan Senyorlar Meydanı da adeta açık hava müzesi gibidir. Soldan sağa Medicelerin en ünlülerinden Cosimo Medici’nin heykeli, Bartolomeo Ammannati tarafından yapılan ve Michelangelo’nun “güzelim mermeri mahvetmişsin” diye dalga geçtiği Neptün heykeli, Donetello’nun Asur kuşatmasında Kudüs’ü kurtarmak için Judith’in Holofernes’i öldürmesini anlatan “Judith ve Holofernes Heykeli”, Michelangelo’nun ünlü David Heykelinin replikası, mitolojide Herkül ve Cacus mücadelesini konu alan “Herkül Heykeli”, Floransa’nın son dönem önemli heykeltıraşlarından Benvenuto Cellini’nin ” Perseus’un Medusa’nın başını kesmesi” konulu heykeli, Giambologna’nın “Sabinli Kadınların kaçırılışı” gibi eserler sanat severlere enfes bir ziyafet sunuyor.
Sadece birkaç dakika yürüyüş ile, dönemin Pantheon ile birlikte en önemli kubbeli yapısı olan Santa Maria del Fiore yani ana katedrale ulaşıyorsunuz. Meryem Ana’ya adanmış ve yapımı yaklaşık 140 yıl süren bu devasa yapının inşaasında, Arnolfo di Cambio, Giotto, Francesco Talenti ve Giovanni di Lapo Ghini gibi dönemin ünlü mimarları görev almasına rağmen son noktayı, o zamana kadar bir türlü yapılamamış olan Kubbeyi inşaa eden Fillippo Brunuleschi koymuştur. Katedralin hemen karşısında yer alan Vaftizhane (Baptisterium) ise Floransa’nın en eski yapılarından biri olarak kabul edilir. Ünlü eseri “İlahi Komedya” ile modern İtalyan edebiyatının kurucusu kabul edilen Dante’nin vaftiz edildiği yer olan bu yapının içinde, Hz İsa ve diğer önemli azizlerin hayatını anlatan mozaik tasvirlerle adeta Hirıstiyanlık tarihinde bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Ama yapıyı bu denli önemli kılan özelliği Lorenzo Ghiberti’nin hayatının 50 yılını harcayarak yaptığı kapılarıdır. Michelangelo’nun ” böyle güzel kapılar açılsa açılsa cennete açılır” demesinden mütevellit “Cennet Kapısı” olarak adlandırılan bu kapı kanatlarının üzerinde, 10 farklı panelde Eski Ahitten 10 değişik sahne tasvir edilmiştir. Tasvir edilen bu 10 sahne şunlardır: 1-Adem ve Havva’nın yasak meyveyi yemesi ve cennetten kovulması 2- Kabil’in Habil’i öldürmesi, 3- Nuh Peygamber ve Ailesi, 4- İbrahim Peygamber ve onun oğlunu kurban etme sahnesi, 5- İshak Peygamberin oğulları Esav ve Yakup, Yakup’un kardeşinden kaçması, 6- Yusuf Peygamberin Mısır’da kardeşlerine gerçeği açıkladığı an, 7- Musa Peygambere Sina Dağı’nda On Emir’in vahiy edilmesi, 8- Yeşua Peygamber’in inananları vadedilmiş topraklara götürmesi 9- Davud Peygamber’in Golyat’ı öldürmesi, 10- Süleyman ve Saba Melikesi’nin aşkı.
Bunların dışında eğer Rönesansın en önemli eserlerinden birini görmek isterseniz, Galleria dell’Accademia sizin için iyi bir tercih olacaktır. Michelangelo’nun 1501-1504 yılları arasında yaptığı, Davud Peygamberin Golyat canavarına saldırdığı anın gösterildiği ve Michelangelo tarafından altın oranın yakalandığı bu heykeli görmek bence bir ayrıcalıktır. Michelangelo’nun rüşdünü ispat ettiği bu eserle birlikte (David Heykeli) yine birçok Rönesans sanatçısının Hristiyanlıktan bazı sahnelerin konu edildiği eserlerini de görebilirsiniz.
Floransa’da görülmesi gereken yerlerden biri de, yazının başında belirttiğim Stendhal Sendromunun ilk yaşandığı yer olan Santa Croce‘dir. Kutsal Haç anlamına gelen Santa Croce Kilisesi aslında bir Franziskan Kilisesidir. Ama asıl önemli olan “İtalyan Övenmeler Tapınağı” olarak adlandırılan bu yapının içinde, Michelangelo, Galileo, Machiavelli, Gentile gibi Rönesansın en önemli isimlerinin mezarlarının olmasıdır.
Tarih boyunca Floransa’ya can vermiş olan Arno nehri, kentin içinden geçerek Floransa’yı ikiye ayırmaktadır. Nehir üzerinde kenti birbirine bağlayan çok sayıda köprü bulunmaktadır ama bunlardan en ünlüsü ve en güzeli, Arno nehri’nin en dar olduğu yere kurulan, “Eski Köprü” anlamına gelen Ponte Vecchio‘dur. Cenova’dan Roma’ya giden Via Cassia’nın nehri geçtiği yerde burasıdır. Farklı dönemler sel felaketlerine uğrayan ve her defasında yeniden yapılan köprünün bugünkü hali Taddeo Gaddi ve Neri di Fioravanti tarafından 1345 yılında yapılmıştır. Köprünün önemli özelliklerinden biri de dünyada çok az bulunan, üzerinde esnafların olduğu “Çarşılı Köprü” örneklerinden olmasıdır. Ayrıca dönemin soylularının güvenli bir biçimde kalabalığa karışmadan Pitti Sarayı’ndan şehrin içindeki Eski Saray Palazzo Vechhio‘a kapalı bir üst geçit olarak ulaştıran Vasari Koridoru’da köprünün üstünden geçmektedir. 1593 yılında Medici Ailesi kötü kokuları bahane ederek köprü üzerinde bulunan kasapları uzaklaştırmış, yerleri hemen altın tüccarları ve kuyumcular tarafından doldurulmuştur. Günümüze halen daha kuyumcular satışlarını sürdüregelmektedir. Bir rivayete göre 1944’te çekilen Alman orduları bütün köprüleri havaya uçururken bu köprüye dokunmamışlardır. Köprü üzerinde tam ortada 1500 – 1571 yılları arasında yaşamış altın tüccarı, heykeltıraş, teknik ressam, asker ve müzisyen Benvenuto Cellini‘nin büstü vardır.
Ponte Vecchio köprüsünü geçip güneye doğru devam ederseniz yaklaşık 350-400 m. sonra Pitti Sarayı‘na ulaşırsınız. Medici ailesinin ezeli rakibi Pitti ailesinin, Medicilere güç gösterişi için yaptırdığı saray, henüz içinde oturmak nasip olmadan Banker Pitti ailesinin iflasıyla ironik bir şekilde Medici’lerin eline geçmiştir. Tarihte yapılan ilk defileye ev sahipliği yaptığı söylenen saray, 1919 yılında 2. Vittorio Emanuele tarafından İtalyan halkına bağışlanmıştır. Günümüzde birçok önemli koleksiyonun sergilendiği bir sanat müzesidir ve hemen arkasında yer alan, Medici’nin eşi Eleonora di Teleoda için yaptırılan Boboli Bahçeleri ile birlikte turistlerin en çok ziyaret ettiği yerlerden biridir.
Bütün bunlar bizi tatmin etmedi, biraz daha sanat derseniz eğer, Michelangelo’nun Medici Ailesi için yaptığı Şapel, San Lorenzo Bazilikası, hemen Tren Garı’nın karşısında bulunan Santa Maria Novella Kilisesi, Bargello Müzesi, Duomo Müzesi gezebileceğiniz diğer yerlerdir.
Sanat ruhu doyurur ama karın doyurmuyor diyenler içinse, Floransa’da ideal bir gurme şehirdir. İtalya’nın her yerinde bulabileceğiniz pizza, makarna gibi İtalyan mutfağının lokomotiflerinin yanında Floransa’da mutlaka Floransa bifteği denenmelidir. Yaklaşık 2 parmak kalınlığında ve 1000 gr ağırlığında olan biftek 2 kişi için servis edilir. özellikle belirtmedikçe az pişmiş olarak servis edilen bifteğin oldukça iddialı olduğunu söyleyebilirim.
Floransa mutfağını deneyebileceğiniz restoranlardan biri Zaza Restoran’dır. (http://www.trattoriazaza.it/en/?view=page). San Lorenzo pazarının hemen yanında yer alan bu restoran hem dekorasyon, hem yemek çeşitliliği hem de kalite/fiyat dengesiyle göze çarpmaktadır. Zaten Tripadvisor’da da üst sıralarda olduğunu göreceksiniz. Yine önemli restoranlardan biri de il latini Restoran( www.illatini.com ) farklı konsepti, kusursuz sunumu ve leziz yöresel yemekleri ile mutlaka denenmesi gereken yerlerden biridir. Bütçenize güveniyorsanız Floransa’nın Reina’sı olarak bilinen Trattoria Omero’yu deneyebilirsiniz. (http://www.ristoranteomero.it/).
Son olarak ben gelenekçiyim, Türk mutfağından vazgeçemem diyorsanız Via dei Benci caddesindeki İstanbul Kebab Restoranı deneyebilirsiniz.
Floransa, gece hayatı beklentisi olanları hayal kırıklığına uğratabilir. Via dei Brunelleschi caddesindeki Hard Rock Cafe dışında Santa Croce meydanının hemen önünden geçen Giuseppe Verdi caddesinde bulunan 5-6 Pub, Cafe&Bar ile yetinmek zorundasınız.
* Bu hastalığa adını veren 19. yüzyılda yaşamış Fransız yazar Stendhal 1817 yılında Floransa ziyareti sırasında Santa Corce Bazilikası’nda Giotto’nun fresklerini gördüğünde anlatılması güç bir duygu yoğunluğu hissettiğini yazmıştır. 19. yüzyıldan itibaren Floransa sanatı karşısında başı dönen ve bayılan insanlar kayıt edilmiş olmasına rağmen, Stendhal sendromu ancak 1979’da İtalyan psikiyatr Graziella Magherini’nin Floransa’da bu sendromu yaşayan 100’den fazla ziyaretçiyi gözlemlemesi ve tasvir etmesinden sonra isimlendirilmiştir.

