Roma’da sivil havacılık tarafından kullanılan 2 Havaalanı vardır.
1- Leonardo Da Vinci Fiumicino Havaalanı: Bu havaalanı Tiren denizi kenarında Roma’dan yaklaşık 45 dk’lık mesafededir. Önemli Havayolu şirketlerinin kullandığı bu Havalimanı’ndan Roma Termini’ye (Tren Garı) hem Demir yolu hem de Shuttle’ları kullanarak ulaşabilirsiniz. THY genelde Terminal 3’ü kullanır (T3)
Demir yolu için alternatif Leonarda Expresi’dir. Direkt Roma Termini – Fiumicino Havaalanı arasında çalışan bu tren her yarım saatte bir hareket eder, ara durağı yoktur ve 14 € dur. Tren yolculuğu 35 dk, sürmektedir.
İkinci Alternatif ise Shuttle seferleridir. Shuttle’lar yaklaşık 45 dk’lık yolculuk sonrası(Trafiğe göre değişebilir) Havaalanına/Termini’ye ulaşabilirsiniz. Shuttle’ların fiyatı döneme göre değişebiliyor. 6 € dan başlayan fiyatlar 9-10 €’ya kadar çıkabiliyor.
2- Ciampino Havaalanı: Fiumicino havaalanına kıyasla daha çok uygun fiyatlı Havayolları bu haalanını kullanırlar. Direkt havaalanı’na giden raylı sistem olmamakla beraber, Shuttle servislerle kolayca havaalanı’na ulaşılabilir.
Roma Termini’ye (Ana Tren Garı) ulaştığınızda artık şehrin merkezindesiniz ve gezmeye başlayabilirsiniz. Termini Turizm Danışmadan isterseniz şehir haritası ve Roma Pass alabilirsiniz. (http://www.romapass.it/p.aspx?l=en&tid=2 ). Roma Pass kartı size Müzelere girişte ve toplu taşıma da fiyat avantajı sağlayan bir karttır. ama bence şehri keşfetmenin en iyi yolu, o şehrin sokaklarında kaybolmaktır.
Gezinize istediğiniz yerden başlayabilirsiniz ama ben Kolezyum başlangıçlı bir rotayı tercih ettim. Termini’den çıktıktan sonra soldaki Via Cavour caddesinden yaklaşık 15-20 dk yürüyerek Kolezyum’a ulaşabilirsiniz. Roma’nın ilk kurulduğu yer olan, Roma’nın yedi tepesinden biri olan Palatino Tepesi, Kolezyum, Zafer Takı burada göreceğiniz eserlerden sadece birkaçı.
KOLEZYUM (Colosseo):

Kolezyum
M.S 68 de Neron senatörlerinin uyarılarına rağmen halkın vergi yükünü iyice artırır. Ve gelen paralarla Neron’nun 36,5 m yüksekliğinde dev bronz heykelinin bulunduğu sarayın yapımına harcanır. Yüksek vergiler imparatorluğun her bölgesinde tepkiyle karşılanıyordu ve Kudüs bölgesinde ayaklanma çıktı.
Nero isyanı bastırması için İngiltere’nin fethini gerçekleştiren ve emekli olmuş general Vespanius’u görevlendirdi. Vespanius hiçbir karşılık beklemeyen , alçak gönüllü ve taht için potansiyel tehlike olmayan biri olduğu için Neron tarafından tercih edilmişti.
1 yıl sonra Neron iktidarını kaybetti. Halktan destek göreceğini bilen Senato Neron’u vatan haini ilan etti. İdam edilmek istemeyen Neron intihar etti.
Neron sonrası Roma krize girer. İç karışıklıklar yaşanır. 3 imparator geçer ama başarılı olamaz. Güçlü bir lidere ihtiyaç vardır. İtalya’daki güç sahibi lejyonlar Vespanius’un uygun olduğunu belirttiler. O sırada Kudüs’te bulunan ve imparator olmak gibi bir arzusu bulunmayan Vespanius bu çağrıya kulak verir ve Roma’ya gelir. Roma’da senato tarafından imparator ilan edilir.Vespanius Halkın desteğinin devam etmesini sağlamak, güvenini kazanmak için onların hoşlarına gidecek bir jest yapacaktı.
Vespanius Neron’un golden terasının olduğu yere halkın sarayı olacak ve tüm halkın kullanacağı ve kentin her yerinden görülecek spor arenası yaptırmaya karar verir.O zamanlar romanın nüfusu 1 milyon idi. Her 20 kişiden biri spordan hoşlanıyor olsa 50 bin kişilik arena yapılması gerekiyordu.
Kollezyum sadece halk için yapılmayacaktı ayrıca Vespanius’ların sülalesi Flavianus’ların yeni bir hanedanlık kurmasını sağlayacaktı. Bu anıt aynı zamanda hanedanlığın sembolü olacaktı. İmparator o dönemde vereceği isme de karar vermişti. Flavian Amfitiyatrosu.
Temelin atılması için imparator’un 2,5 hektarlık bir alana ihtiyacı vardı. İnşaat için en uygun alanda yapay bir göl vardı. 5 futbol sahasından büyük Gölün ortadan kaldırılmasına karar verilir. Gölün çevresinde 50 m’lik dev bir hendek açılır. Bu hendek göl yatağının 6 metre derinine inecektir. Hendeği 3 m kalınlığında taş duvarlarla destekleyerek aradaki boşluğu su geçirmez betonla doldurdular. Ve suyu 1 km uzaklıktaki Tiber nehrine akıtan kanal ile gölü kuruttular.
Göl ortadan kalksa da yağmur sularının arenaya dolmasını engellemeleri gerekiyordu. Bunun için inşaat esnasında suyu yapıdan uzak tutacak bir dizi yağmur kanalı açtılar. Suyun verimli bir biçimde akması için olukların % 2,5 eğimle akması gerekiyordu. Uzunluğu 3 km’yi aşan yağmur oluğu sistemi yaratıldı. Bu sistem Kollezyum daki bütün suyu merkezden çıkan dört büyük künk’e topluyordu. Kolezyum’un her yerine suyu toplayan borular yerleştirildi. Su öyle çabuk boşalıyordu ki saniyede 175 lt akıyordu. Bu sular sonra Romanın büyük kanalizasyonuna ulaşıyordu.
İnşaatın başlaması için iki şeye ihtiyaç vardı. İnsan gücü ve paraya. Ama Neron çok savruk yönettiği için kasada hiç para yoktu. O sırada MS 70’de Titus Kudus’ü kuşatır ve kenti alır. Kudüs’ün efsanevi hazineleri Roma’ya taşınır. Askerler on binlerce Yahudiyi Roma’ya köle olarak getirir. Hem Kolezyum’un inşaasında insan gücü olarak kullanılırlar hemde köle pazarlarında satılarak ciddi gelir elde edilir. Çünkü o dönemde köle toplumun bir geçeği idi. Her evde neredeyse köle vardı.

Kolezyum
Kolezyum inşasında o yada bu şekilde Roma nüfusunun dörtte biri kadar insanın emeği var.
50 bin kişilik bir tiyatro için, kendi ağırlığını da taşıyabilecek bir sistem gerekiyordu. Mimari olarak 3 yeni sistem icat edildi. Birincisi kemerlerdi. Kemer büyük ağırlıkları taşımak için ideal ve son derce basit bir tasarımdır. Yapının ağırlığı kilit taşı vasıtasıyla taşıyı kolonlara eşit şekilde yayılır. Ayrıca kolonların arası boşluk olduğu için binanın ağırlığı daha da azalmış olur. Dış cephedeki 80 kemer dev bir halka oluşturur(toplam 240 kemer). Ayrıca kemer sürekli tekrar edildiği için işçilerin el alışkanlığı kazanması kolay olmuştur. Bu sayede çok vasıflı işçi ihtiyacı kalmamıştır.
Kolezyumun iç kısmı içinse ortaya kadar uzanan ortak merkezli altı halka daha yapıldı. Bu altı halkanın arasındaki boşluk hafif ama sağlam bir yapı malzemesi olan volkanik kireç taşından sert bloklarla kapatıldı.
Kolezyum kemerlerden oluşmasına rağmen yinede çok miktarda taş gerekiyordu. İnşaatta 200 bin den fazla kireç taşı kullanılmıştır. Roma yakınlarındaki Tivoli’de kireç taşı yatağı vardı. 200 kadar kağnı ile taşların inşaat alanına taşınması 6 yıl sürdü.
Eğer sadece taştan yapılırsa arena kendi ağırlığı ile çökebilirdi. Eski harç dış etkenlere karşı dayanıksız idi. Bu sorun volkanik kum ve kireç karışımıyla elde edilen harçla aşıldı. Bu karışıma opus signinum denildi bizse beton diyoruz. Akışkan ve farklı şekillere girebilen beton mimaride çığır açtı. Beton geleneksel harçtan çok daha sağlam, taştan hafif ve güçlü idi. Kemerlerin daha hafif yapılmasına olanak tanıdı. Oturakların görüş açısının eğiminin ayarlamasında da beton yardımcı oldu. Alt katmanlarda oturma sıraları 30 derece eğimli iken üst katmanlarda 35 derece eğimlidir. Oturma sıralarda da hiyerarşi vardı. En önde senatörler, sonra iş adamları,tüccarlar, sonra sıradan vatandaşlar, tahta oturaklı beşinci sıra oğlu Titus tarafından yapılmış ve fakirlere ayrılmıştır.
Yapıda diğer önemli husus kırmızı tuğlanın keşfedilmesidir.taştan daha hafif olması avantajdır. 1 milyondan fazla tuğla kullanılmıştır. Şehrin dört bir yanına tuğla fabrikaları kurarak seri üretime geçiyorlar.Malzemelerin yukarı çıkarılması için değirmen çarkıyla çalışan devasa vinçler yaptılar. Kaldıraç sistemi ile dev bloklar inşaatın en tepesine kadar çıkarıldı.
MS 79 da Vespanius ölür. Tahta oğlu Titus geçer ve inşaatın 1 yıl sonra biteceğini söyler. Açılış yapıldığında 4.katı tamamlanamamıştı.
Kolezyumun yanındaki 5 adet baba(taş) on binlerce insanın giriş çıkışını organize etme amaçlıydı. O dönemde de Tavella adlı biletler verilirdi. Tavella’deki rakamlar stadyum 76 kapısından hangisinin kullanılacağını gösteriyordu. Girişlerin üzerindeki taşlarında yazan numaralar bugün halen daha görülür. İmparator güneydeki iyi süslenmiş kapıdan girerdi. Bu giriş sonradan saraya kadar uzanan tünele dönüşür. Her koridordan insanlar sadece oturabilecekleri yerlere gidiyorlardı. Fakirler en yukarıdaki tahta oturaklara ulaşmak için 138 basamak çıkmak zorundaydılar. 50 bin kişilik kalabalık 1,5 saat içinde dışarı çıkabiliyordu. Bugünkü bir çok stadyuma örnek olmuştur. İçerideki duvarlar şuan çıplak ama o zamanda aydınlık ve ferahlık katsın diye canlı renklere boyanırlardı.
Kolezyum’un dış mermer ve plakalarının neredeyse tamamı Saint Pietro Bazillikası’nın yapımında kullanılmak üzere yapıdan sökülmüş.
Kolezyum İkinci Dünya savaşı sırasında bomba yediğinden batı kısmı zarar görmüş ve restore edilmeden o haliyle bırakılmış.
ZAFER TAKI:

Zafer Takı ve Kolezyum
Kolezyum’un hemen yanında bulunur. Zafer Tak’ı MS.317 yılında, İmparator Konstantin tarafından, kendisini içten yıkmak isteyen düşmanı Aksenyus’a karşı kazandığı zaferin anısına yaptırılmıştır. Takın üstündeki kabartmalarda: Roma askerlerinin eski zaferleri betimlenmekte ve daha önceki imparatorlar anlatılmaktadır.
Özelliği: dünyanın en çok kopyası yapılan eserlerinden olmasıdır. Çünkü: bunun benzerleri, takip eden dönemlerde, dünyanın birçok yerinde yapılmıştır.
Zafer Takı: İmparatorların, kazandıkları çeşitli zaferlerden sonra yaptırdıkları bir uygulamadır ve yanlızca, zaferin ardından ordunun şehre girişi sırasında kullanılmaktadır. Yani, bir-iki gün kullanılıyor ve sonra hatıra olarak bırakılıyordu.
Tak’ın üst cephe kabartmaları Marcus Aurelius’un bir zafer Anıtından alınmış, 174 yılına tarihleniyor. Süslemelerin arasındaki heykeller ise, Trajan in bir zaferini kutlama amaçlı yapılmış, bu grup 2. yy başlarına tarihleniyor, arada dairesel kabartmalar da Hadrian’in bir anıtından alınmış.
VENEDİK MEYDANI:
Roma döneminde şehrin en önemli meydanı ve kesişme noktası idi. Via Flaminia (Roma’yı Adriyatik’e bağlayan antik yol) , Porta Fontinalis(romanın önemli kapılarından biri) ve Servianischen surlarının olduğu yer.
15 yy sonradan Papa da olan (2. paul) Venedik kardinali Pietro Barbo kendi sarayını meydanın batısına buraya inşaa ettirir.(Elçilik binası ) Bu sebeple Venedik meydanı olarak anılır. 1660 da kuzeyine (Via Del Corso caddesinin başlangıç noktası)bugün Bonapart sarayı olarak bilinen Misciatelli sarayı yapılır. Çünkü burada Napollonun annesi (Laetitia Ramolino) son günlerini geçirmiş. Faşizm döneminde Mussolini’nin buradaki sarayı çalışma ofisi olarak kullanmış ve balkondan çok sayıda konuşma yapmıştır. Mesela 10 haziran 1940’da, Benito Mussolini, İngiltere ve Fransa’ya savaş açarak ikinci dünya savaşı’na resmen dahil olduklarını bu meydanda halkıyla paylaşmıştır. (Vittoria Emanuel anıtına sırtınızı döndüğünüzde solda kalın yapı).
VİTTORİO EMANUELE ABİDESİ:

Vittoria Emanuel Anıtı
Vittorio Emanuele II Abidesi veya Altare della Patria (Ulusun Mihrabı) ya da Il Vittoriano, İtalya’nın başkenti Roma’da Venedik Meydanı’nda bulunan ünlü yapı. Abide 1985-1911 yılları arasında Giuseppe Sacconi tarafından Birleşmiş İtalya Krallığı’nın ilk kralı II. Vittorio Emanuele’yi onurlandırmak için yapılmıştır.
At üstündeki Vittorio Emanuele heykeli, sağ ve sol üst köşelerde yer alan tanrıça Victoria’nın üstünde olduğu 4 at heykeli ve Meçhul Asker Anıtı burada bulunan yapılar topluluğudur. Yapının girişi de Birleşmiş İtalya müzesine ev sahipliği yapmaktadır.Vittorio emanuele nin 1878 deki ölümü sebebiyle yapımına karar verilir. Açılışı 1911 İtalya’nın birleşmesinin 50. yıl dönümünde yapılır. Ama gerçek açılışı 1927 dir.
Sonsuz ateşi simgeleyen alevler, mızraklı iki asker tarafından gece gündüz beklenir . Mimarisi Bergama Sunağı’na bazen de Halk tarafından düğün pastası ya da daktiloya benzetilir.
Bu anıtın inşası için civardaki birçok yapı kaldırılmıştır. Kaldırılan yapılar arasında Tower of Paul III (III. Paul Kulesi), Palazzo Venezia’yı bağlayan köprü ve tepenin eteklerinde bulunan diğer birkaç bina da vardır.
Abide 135 metre genişliğinde ve 70 metre yüksekliğindedir. 2007 yılında Abide’ye panoramik bir asansör eklenmiştir. Böylelikle ziyaretçiler buraya çıkarak Roma’yı 360 derecelik bir açıdan görebilirler. (Seyir terasına asansörle çıkılabilir, ücreti 7 €’dur)
VİA DEL CORSO:
Yaklaşık 1,6 km uzunluğundaki bu cadde Roma eski şehirdeki en ünlü caddelerden biridir. Cadde Venedik Meydanı ile Popolo Meydanı’nı (Halk Meydanı) birbirine bağlar.Cadde M.Ö 220’de Gaius Flaminius’un görevlendirmesiyle Romayı Rimini’ye(Adriyatik kıyısında şehir) bağlamak için yapılır.
Papa 2. Paul tarafından 1467 de tekrar genişletilen bu cadde, burada at yarışılarının düzenlenmesi sebebiyle “Yarış Caddesi” anlamına gelen Via Del Corso olarak adlandırılmıştır. Yıllarca seçkinler Caddeye bakan evlerin balkonlarından bu yarışları izlemişlerdir. 1944’te caddeye İtalya krallarından 1. Corso Umberto’nun adı verilir.
Cadde üzerinde Galeria alışveriş merkezi, Kolon Meydanı gibi yerler görülebilir. Ayrıca ünlü alışveriş caddelerinden Via Condotti ile de kesişir.
AŞK ÇEŞMESİ:
Türkçe kelime anlamı ‘Üç Yol Çeşmesi’ olmasına rağmen bizde ‘Aşk Çeşmesi‘ diye bilinen çeşme. Çeşme bir inanışa göre adını hem üç yolun kavşağında olduğu, hem de üç yeraltı kaynağı buradan geçtiğinden ‘Tre’ (üç) kelimesinin kökeninden alıyor. Diğer bir inanışa göre ise Romalı askerlere bu su kaynağını ilk gösteren kızın ismi “Trivia” olduğundan çeşme adını burdan almış.
26 m . yüksekliğinde, 50 m. genişliğinde olan çeşmenin ortasında Poseidon, solunda Demeter ve sağında Hygieia heykelleri vardır.
MÖ.19’da Konsul Marcus Agrippa kendisi tarafından Pantheon’un yanına inşa ettirilen Hamam kompleksinin su ihtiyacının karşılanması için Su kemeri yaptırır (AquaduktAqua Virgo). 26 km uzunluğundaki bu su kemeri ile Sabiner dağlarındaki su kaynağından kente su taşınması sağlanmıştır.
12.yy’da su 3 farklı kaynaktan Via Del Corso caddesinde bulunan Havuza akıyordu. Ayrıca bu bölge 3 önemli ticaret yolunun kesiştiği nokta idi. Bu bölgeye “Trevi” isminin, bu üç su kaynağından, yada bu bölgede kesişen 3 önemli caddeden geldiği söylenir.
1453 yılında Papa 5. Nikolaus Çeşme için yeni bir yer belirler ve Leon Battista Alberti Çeşmeyi yeni yerine suyun aktığı kare planlı bir havuz, yazıtlarla ve papalık armalarıyla süslü bir cephe ile birlikte inşa eder.
1561-1570 yılları arasında Papa 4. Pius Su kaynağından (çeşme) şehre kadar tüm altyapının yenilenmesini sağlar.
1640 yılında Gian Lorenzo Bernini Papa 7. Urban’ın görevlendirmesiyle bugünkü yerine çeşmeyi inşa eder. Ancak ekonomik zorluklar sebebiyle sadece meydan genişletilir ve çeşmenin önüne geniş bir havuz eklenir.
18 yy’da Papa 12. Clemens tarafından dönemin en önemli mimarlarının katıldığı bir proje yarışması yapılır. Yarışma sonucunda proje o dönemde pek de tanınmayan Nicola Salvi’ye verilir. Salvi 1732’de çalışmaya başlar. Çeşmenin cephesinin Poli Sarayına yaslandığı için bu inşaat çalışması, hem çeşme inşa edilirken Sarayın mimarisine uymadığı hem de yüksekliğinin dikkate alınmadığı gerekçesiyle Poli kontluğu tarafından protesto edilir fakat protesto reddedilir.
1735’de çeşme Papa 7. Clemens tarafından, (çalışmalar tamamlanmamasına rağmen) törenle açılır. 1740’da 7. Clemens’in ölümünden sonra çalışmalar Papa 14. Benedikt tarafından devam ettirilir.
Yapım sürecinin beklenenden uzun sürmesi sadece ekonomik zorluklardan değil aynı zamanda Salvi’nin çok titiz çalışmasından kaynaklanmaktadır. Mesela Salvi bazı bölümleri 10 defa yapıp beğenmeyip yıktırıp tekrar yaptırmıştır. Ayrıca 1744 itibariyle Salvi’nin kötüleşen sağlığı da çalışmaların uzamasına sebep olmuştur.
1751’de Salvi’nin ölmesinden sonra projeyi devralan Giuseppe Pannini 1762’de çalışmayı tamamlar.Daha sonraki yıllarda çeşme 1872, 1989 ve 199 yıllarında restore edilir.
2007’de çeşmede yapısal hasar oluşur ve çeşmeyi besleyen su kemeri Acqua Vergine kırılır. 2007 den bu yana çeşmeye şebeke suyu her iki haftada değiştirilen bir devir daim pompası ile pompalanır.
Çeşme yapımında Tivoli Traverteni ve Carrara mermeri kullanılmıştır. Bu çeşme Zafer Takı gibi görünen Roma’daki üçüncü çeşmedir.
Diğerleri Musa Çeşmesi ve Fontana Paolo’dur.
Çeşmede çevrilen başlıca filmler:
La Dolce Vita (Tatlı Hayat), 1960 Anita Ekberg, Marcello Mastrojanni
Tree Coins in the Fountain, 1954 yılında yapılan bu filmle çeşmeye para atma alışkanlığı başlar. yıllık yaklaşık 1.000.000 Euroluk bir gelir Caristas’a (Mültecilere, sığınmacılara, göçmenlere ve yoksullara yardım eden uluslararası bir dernek) bağışlanır
Tototruffa 62, (Çeşmeyi turiste satmaya çalışan bir adamı konu alır. )
PANTHEON:

Pantheon
‘Bütün’ anlamına gelen ‘pan’ ile ‘tanrılar’ anlamına gelen ‘theoi’ kelimelerinin birleşmesi ile oluşan Pantheon, “tüm tanrılara adanmış tapınak” olarak Türkçeleştirilebilir. Pagan dönemde tapınak olarak kullanılırken sonradan kiliseye dönüştürülmüş olan şaheser Piazza Della Rotanda meydanı denilen meydanda. MS.27 yılında, Marcus Agrippa tarafından: Venüs ve Mars Tapınağı olarak inşa edilmiş olmasından kaynaklanıyor.
Roma imparatoru Hadrian tarafından: MS.2′nci yüzyıl başlarında, tapınak, restore edilmiştir.
bronz kapısı 20 ton ağırlığındadır. Duvarlarının kalınlığı ise, inanılmaz, 6-8 metre arasında değişmektedir.
Pagan tapınağı olarak inşa edilen dini yapı: MS.7′nci (609 yılında) yüzyılda, kiliseye çevrilmiştir. Günümüzde ise, Hadrian döneminin özelliklerini korumaktadır. Roma şehrinin en ünlü ve en iyi korunmuş yapılarındandır.
Ön cephesinde dev harflerle “magrippalfcostertivmfecit” (Lucius’un oğlu, Marcus Agrippa tarafından, 3. konsülde yapıldı) şeklinde bir yazı bulunan bu anıt mezar, Pagan dönemde tapınak olarak kullanılırken sonradan kilise olarak kullanılmaya başlanmış.
En önemli özelliği; Küre şeklindeki kubbesi dünyanın en büyük kubbesi ve kubbenin yerden uzunluğu (43m) ile yarım kürenin çapının (43m) eşit uzunlukta olması. Bugün dahi bu şekil bir eserin yapılmasını oldukça zor olduğu söyleniyor.
Tapınağın üst kısmında bulunan ve müthiş bir ışık hüzmesi sızan deliğe ‘göz’ anlamına gelen ‘Oculus’ deniyor. Bu delikten sızan ışık içeride bir çember şeklinde sıralanmış Tanrıları gün içinde sırasıyla aydınlatıyor.
Zemin döşemeni o dönem Romalıların ayak bastığı günlerden kalma orijinal döşemedir. Yağmur ve kar suyunun tahliyesi için kubbesinin deliğine denk gelecek şekilde zeminde delikler açılmış ki yağmur ve kar suyu bu deliklerden akıp tahliye olsun.

Pantheon
Raphaello’nun ve İtalya’nın kurucusu olarak anılan Vittorio Emmamuel’in mezarları da bu heybetli yapıda bulunuyor.Bugünkü görünen yapı Agrippa’nın Actium savaşındaki zaferi sonrası M.Ö 27-25 yılları arasında arkadaşlarının ve Agustus’u şerefine yaptırdığı bir Tapınağın ardılıdır. Fakat bu yapı MS.80 ‘de bir yangında yok olur ve Domitian tarafından tekrar yaptırılır. Domitian yapısının da yıldırım düşmesi sonucu çıkan yangında yok olmasıyla (MS 110), bugün görünen yapının inşasına MS.114 de Trajan zamanında başlanır ama yapı MS. 118 yılında Hadrian tarafından bitirilir. Pantheon 1700 yıl boyunca dünyanın en büyük kubbesine, kubbe çapına sahipti ve Antik Roma’nın en iyi korunmuş yapısı olarak bilinir.
Mimarı bilinmiyor ama Şamlı Apollodor olduğuna dair kesinleşmemiş görüşler var.
NAVONA MEYDANI:

Navona Meydanı
Romanın en önemli meydanlarından biridir. ilk olarak Julius Cesar tarafından MÖ 46’da Yunan oyunları için stadyum olarak inşa edilmiştir.İmparator Domitian tarafından bugünkü boyutlarına getirilmiştir. () boyurlar 275*106 m ve yaklaşık 30 bin seyirci kapasiteli.) Bu oyunlar genellikle atletizm oyunları gibi kansız oyunlardı. Hatta bu oyunlar birçok imparator tarafından teşvik edilirdi. Agon (rekabet ) olarak adlandırılan bu oyunlar 4 yy kadar düzenli olarak devam etmiştir. hatta meydanın ismi de “agon” dan yani daha sonra telaffuz ediliş şekli olan n’agone den gelmektedir. bu isim bugün meydanda bir kilise ismi olarak yaşamaktadır. (sant agnose in agone)
Stadyum içine yapılan ilk yapı – Agnose’nin işkence yapıldığı yere- Sant Agnose kilisesidir. (Evlenmek istemeyen ve kendini tanrıya adamak isteyen Agnose’ye soylu ailelerden birinin oğlu aşık olur. Baskılara rağmen evlenmek istemeyen Agnose bu kilisenin olduğu yerde soyulur ve Soylu ailenin oğlu tarafından tecavüz edilir tam bu sırada gökten beyaz bir ışık iner, Agnose’nin bedeni sarar ve örter. daha sonra bir asker tarafından kılıçla öldürülür. )
özellikle 17 yy’da Palazzo Pamphili, S. Agnese in Agone, Palazzo Braschi, Palazzo Lancelotti-Torres, Nostra Signora del Sacro Cuore, yapılar Stadyum etrafına inşa edilmeye başlar.
Nostra Signora del Sacro Cuore (Rom):
Meryem Anaya adanmış bir kilise. kiklise 12 yy da yapılmakla beraber bugün görünen yapı 1450 yılında 3. Ferdinand’ın oğlu Heinrich Kastellien tarafından yaptırılmıştır. İ2spanyol papalar tarafından sürekli yenilenmiştir.
1506 yılında İspanyol Ulusal kilisesi olarak İspanyol Hacılar ve İspanyol sarayı tarafından kullanılmıştır. daha sonra bu görevi Santa Maria in Monserrato degli Spagnoli üstlenmiştir. yine birçok önemli eserde bu kiliseye taşınmıştır.
Palazzo Braschi:
Yapıya 18 yy ‘da başlanır. bir dönem belediye başkanlığıda yapmış olan Braschi ailesi ekonomik zorluklarfdan dolayı binayı hiç bir zaman tam olarak bitiremezler. bu sebeple binayı İtalyan devletine satarlar. Musolini döneminde içişleri bakanlığı bu binada idi. ikinci dünya savaşında sonra mülteci aileler için bir sığınma yeri olarak kullanıldı. 1952 de Roma şehir müzesine çevrildi.
Palazzo Lancelotti-Torres
Yapı Salerno başpiskobozu İspanyol (Malaga) kökenli Ludovico de Torrres tarafından yaptırılır. BNostra Signore ile birlikte Navona’daki İspanyol yarım adasını oluşturur.


